Perşembe Ekim 5, 2006 JST

Ayşe Özyılmazel


VARAN 1: HASAN PULUR AMCA
Ayşe Özyılmazel, bir zamanların gazetecilik sınıfında her ders arası okunup dalga geçilen, sonraları “Ağzına kalem sokma evladım, kanser olursun” sözünü anımsatan köşe fotoğrafıyla güzel sohbetlere meze olmuş, gayet gereksiz, şanı basın odalarında konuşula konuşula yüksek mertebeye (artık ne anlarsınız) ulaşmış bir “hanım”dır. Ve fakat Ayşe hanım ne yapmış olursa olsun, Hasan Pulur amcanın üslubundaki bir yazıyı hak ettiğini düşünmüyorum. O nasıl bir ayar vermektir, o nasıl bir aşağılamaktır! Hasan Pulur gibi bu mesleğe yıllarını vermiş -emeklilik diye de bir şey var ayrıca-, artık koltuğuna çekilip anılarını filan yazması gereken koskoca bir gazeteciye, Ayşe Özyılmazel gibi küçük bir kadını diline dolamak yakışıyor mu? Bunu köşesine taşımak yakışıyor mu? Burada hat-hudut filan bilemeyeceğim kimse kusura bakmasın; yaptığı çok ayıp bir şeydir. “Onların yolu, (genel yayın) yönetmeninin yatak odasından geçer!” ne demek ayol? Orası blog değil, günlüğün değil; koskoca gazete!

Ben bu konularda biraz duygusal davranmaktan yanayım. Kendimi Ayşe Özyılmazel’in yerine koyduğumda fena halde içim acıyor. Benim hakkımda en ufak bir şey yazılsa, ufacık bir cümle söylense, yazımdan hoşlanmayan bir okuyucu maili gelse üç gün yataktan çıkmayıp depresyona giren bir insanım. Gün gelir Hasan Pulur benim için, “19′unda nasıl köşeyi kaptı? İnternet yosması” filan yazarsa şaşırmayacağım. Ki Ayşe Özyılmazel, istediği kişiyle yatabilir; bu bizi ilgilendirmez. Haşmet Babaoğlu’na aşık olabilir, onunla x yere gidebilir, x konusunu aynı gün yazabilir; kime ne!

VARAN 2: ORAY EĞİN
Aynı mahallenin çocukları olmamıza rağmen Oray Eğin’i hiç sevmem, onu seveni bile sevmem; o derece. Konudan uzak kalsa şaşar kalırdım. “Ayşe-Haşmet çiftine tavsiyeler” başlığıyla geçenlerde bir yazı yazdı. Yine kulaktan kulağa çok konuşuldu. Bu adam (hö?) ne yazsa hakkında konuşturmayı başarıyor; bunun da bir başarı göstergesi olduğunu kabul etmeli.

VARAN 3: HINCAL ULUÇ
Ve beklenen yazı dün Hıncal Uluç tarafından kaleme alındı. Ayşe Özyılmazel, bildiğiniz gibi meslek hayatına Hıncal Uluç sayesinde atılmış ve her zaman onun tavsiyeleriyle hareket etmeye gayret göstermiştir. Hıncal abisi de onu şaşırtmayarak, müthiş bir koruma iç güdüsüyle kaleme aldığı yazısında Ayşe’ye şöyle sesleniyor: “İçinden geldiği gibi konuşmaya, içinden geldiği gibi yazmaya, bıcı bıcı olmaya devam et.. ”

Yerim ayol!

VARAN 4: VE İŞTE MANSUR FORUTAN!
Mansur Forutan’ın odasının kapısına, “Böyle bir kariyer istiyorum!” yazasım gelir bazen. İçten içe çok fena bir hayranlık besliyorum kendisine. Gönül isterdi ki bu olaya karışmayıp, 301. madde ve Levis 501 arasındaki benzerlikleri yazmaya devam etsin.

Mansur Forutan’ın, “Şimdi bi’ şey derdim ama neyse…” tavrıyla yazdığı yazısı bence olayın bitiş noktasıdır. Hem Hıncal Uluç’a, hem Haşmet Babaoğlu’na, hem de Ayşe Özyılmazel’e sopa attıktan sonra, Hasan Pulur’u da “Niye yazdı ki şimdi?” tavrını takınması bugün benim yüzümü güldürmeyi başardığına göre, hepinizinkini güldürecektir.

Ve bence bu olay burada bitmiştir. Bizim buralardan “Mansur! Mansur!” tezahüratları yükseliyor.

kaynak : mtld

1 yorum yapılmış

a gravatar

1. Orhan Toker yazmış Ekim 6th, 2006 | 2:47 am

Hasan beyin böyle bir yazı yazmasına iki şey sebep olur.
1- Ya vermedi kızcağız Hasan amcasına da
2- Ya da artık Hasan beyin canına tak etti

Bence ikincisi. Benim de canıma tak etti bu zibidi karıların cücükle para kazanmasına. Yazılarıyla ortalığı kirletmeleri yetmiyo bir de rezilliklerini pazara çıkarıp öyle para kazanıyorlar.
Bence hayat kadınları daha namuslu… Aldıkları belli verdikleri belli :)

Yorum yap!

Kullanabileceğiniz tagler; : <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <code> <em> <i> <strike> <strong>

Not:Konu hakkında yaptığınız yorumlar yönetici onayından sonra yerini alır .