Perşembe Ekim 5, 2006 JST

Lost’da kaybolmak…


Lost kadar sıkı bir şekilde takip ettiğim başka bir dizi film olmamıştı uzun zamandır hayatımda. Desperate Housewives’in ilk sezonunu takip etmiştim bir de öyle ama ikinci sezon başladığında eskisi kadar ilgimi çekememişti.

İlk olarak geçen yaz gösterime girmişti Lost. Oyuncuların her türlü modern olanaktan yoksun olmalarına rağmen her daim makyajlı, saçlar yapılı (yüzlerinde özenle yapılmış kir pas lekeleri bile güzel duruyor dolayısıyla) ve üstlerine tam oturan kıyafetler içinde olmalarını bir yana bırakırsak, güzel karakterlerden örülmüş, güzel bir hikaye. Filmde Iraklı eski bir asker olan Said, yine doktor olan babasıyla sorunlu Amerikalı doktor Jack, yakışıklı, asi ve kriminal Sawyer, güzel ve kriminal ama dürüst kız Katie, eroin bağımlısı İngiliz rock müzisyeni (adını hatırlayamadım şimdi), onu daha bebekken bile sahiplenmeyen, yıllar sonra bulduğunda ise bir böbreğini kaptırdığı babasının yarattığı psikolojik yaraya rağmen güçlü sezileri olan (Lock muydu acep), erkeğin hiç İngilizce konuşamadığı Koreli çift, kazada hamile olan ve adada doğum yapan Claire ve daha bir yığın ilginç karakter…

Türkiye’de de gösteriliyor mu bilmiyorum ama konusu kısaca şöyle: Bu birbirinden ayrı dünyalardan ve kültürlerden gelen kahramanların içinde olduğu uçak, ıssız, yemyeşil, cennet gibi bir adaya düşer. Kazadan kurtulanlar, önce birbirlerini tanımak sonra da uzun bir süre bir arada yaşamak zorunda olduklarını kabul etmekte epey zorlanırlar. Doktor Jack, yaralara, hastalıklara çare olduğu için, genelde onun otoritesi geçerli olur. Onların adaya ve birbirlerine alışma sürecinde, adada kendilerini pek açık etmeyen, ama onlara zarar vermeye çalışan birilerinin daha var olduğunu farkederler. ‘Ötekiler’ adını verdikleri bu tehlikeli kişilere karşı savunma ve onların kim olduklarını çözmeye çalışmakla geçer bütün zamanları.

Sık sık kahramanların kazadan önceki yaşamlarına gitmesi, değişik hayatlardan kesitler göstermesi çekicileştiriyor filmi. Kevin başlarda pek ilgilenmemişti. Sonra, radyoda, basında her yerde Lost hakkında konuşulmaya başlayınca o da ucundan izlemeye başladı ve içine girdi sonunda. O kadar ki, geçen yılın serisi bittiğinde ikimiz de meraktan ölür hale gelmiştik. Filmin tekrar gösterilmesini bekleyecek sabrımız olmadığından, yaklaşık 12 episodu internetten indirip izlemiştik. Sonra tekrar gösterilmeye başladı bu yazın başında. İnternetten indirdiğimiz bölümleri bile tekrar izledik televizyonda. Geçen salı günü iki bölüm birden yayınlayıp yine kestiler gösterimi. Güya sonuca bağlanacaktı hikaye. Ama nerdeee. Bir yığın soruyla bitirdiler yine. Sanırım gelecek sezonun gösterimine kadar beklememiz lazım. İnternetten indirmeyeceğiz bu sefer. Bir işe yaramıyor, sakız gibi uzatmaya başladıkları hissi oluşmaya başladı bende. Ama gösterime girdiğinde kaçırmadan takip edeceğim yine de.

Maria, başlarda kendisinin de ilgiyle izlediğini söylemişti Lost’u. Lost’un işlediği, insan doğasının içinde bulunulan koşullara göre değişim göstermesi ve içteki kötünün ortaya çıkması konusunun ‘Lord of the Flies’ adlı filmde de işlendiğini (William Golding’in aynı isimli kitabından uyarlanma), hatta daha iyi işlendiğini, bu nedenle Lost’a olan ilgisinin fazla sürmediğini söylemişti. Dün Guardian gazetesi filmin DVD’sini verdi. Ben de filmi edinmiş oldum böylece. Ama izlemedim daha. İzleyince anlatırım…

kaynak : fatma

yorum yapılmamış,yapmak ister misin?

Yorum yap!

Kullanabileceğiniz tagler; : <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <code> <em> <i> <strike> <strong>

Not:Konu hakkında yaptığınız yorumlar yönetici onayından sonra yerini alır .